|
Atatürk'ün
bedensel varlığının artık aramızda
bulunmamasından cesaret alan içteki ve
dıştaki kimi olumsuz güçler, O'nun yeni
Türk Devletini yaratma doğrultusunda ilk
adımı attığı 19 Mayıs 1919'un üzerinden
tam 70 yılın geçtiği bu günlerde,
Atatürk devrim ve ilkelerine karşı, açık
ya da kapalı saldırılarını doruğa
ulaştırmış bulunmaktadır. Bundan daha
kötüsü, plânlı ve sinsi bir çalışma ile,
o devrim ve ilkeleri gelecekte yok etmek
çabası içindeler.
Oysa Atatürk;
Sadece "bağımsızlığı tümüyle tehlikeye
düşmüş Türk Ulusunu ve yurdunu
emperyalist güçlerin işgalinden kurtaran
bir büyük asker "değildir.
O, bunun çok daha ötesinde, örneğin
siyasal, kültürel ve ekonomik alanlar
başta olmak üzere, her alanda
bağımsızlığımızı yok edici ya da
kısıtlayıcı olumsuz bağları koparan;
Ulusal egemenliği gerçekleştirerek
Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran ;
Kişisel inançlara dokunmayarak,
toplumumuzu Ortaçağ zihniyetinden ve
şeriattan kaynaklanan "nakil"e dayalı
kurum ve kurallardan kurtarıp, sürekli
biçimde çağdaş ve uygar bir ulus olmanın
ve böyle kalmanın yollarını gösteren ,
"akıl"a dayalı lâik düşünce, lâik hukuk
ve lâik öğretim sistemlerini toplum
yaşamında egemen kılan;
Tüm özgürlüklerin ve insan haklarının
sosyal Hukuk Devletinin ve çoğulcu
demokrasinin yolunu açan;
Yüzyıllarca ikinci sınıf insan durumuna
düşürülmüş Türk kadınını gerçek yerine
yükseltip, eşit haklara ve eşit onura
sahip insan ve yurttaş yaparak ,yapay
eşitsizlikleri kaldıran;
İçten ve dıştan kaynaklanan her tür
sömürüye karşı çıkarak, halkın yalnız
siyasal değil, ekonomik ve sosyal alanda
da gerçek efendi durumuna gelmesini ve
tüm yurttaşların gönencini devletin
varlık nedeni ve amacı sayan;
Ulusal ekonominin girişimcilerin
keyfine, yalnız kâr ve rekabet
mekanizmasına göre başıboş biçimde
işlemesine değil, toplumun ve tüm
yurttaşların gereksinimlerini
karşılayacak biçimde devlet tarafından
yönlendirilmesini ilke olarak benimsemiş
ve benimsetmiş olan;
Yurdumuzun yeraltı ve yerüstü
zenginliklerinden, Türkiye halkının
yararlanmasını benimseyen ve kabul
ettiren;
Misak-ı Millî sınırları içinde "Türk'üm"
diyen herkesin Türk olduğu ölçütünü
getirerek, ırkçılığı reddedip; yapıcı,
olumlu ve çağdaş Türk Ulusalcılığını
yaratarak, onu devletimizin temel
ilkelerinden biri yapan;
Her yurttaşın eğitimden, bilimden ve
sanattan payını almasını, "fikri hür,
irfanı hür, vicdanı hür kuşaklar"ın
yetiştirilmesini devletin başta gelen
görevi yapan;
Kültür emperyalizminden kurtulabilmemiz
ve eğitimin yaygınlaştırılabilmesi için
yeni Türk harflerini kabul etmenin
yanında Türk dilinin arındırılması ve
zenginleştirilmesini büyük bir toplumsal
görev sayan;
Türk Ulusunun tarihini, çağdaş insan
kökenine bağlayan;
"Yurtta barış, Dünyada barış" ilkesi ile
devlet yaşamında ve uluslararası
ilişkilerde kaba kuvveti, ırkçılığı,
saldırı savaşını mahkûm eden;
Dış politikada "Dünya uluslar ailesinin
eşit haklara sahip onurlu bir üyesi
olma" ölçütünü ve "karşılıklılık
kuralını" vazgeçilmez ilke yapan;
Bütün ulusların insanlık ailesinin bir
parçası olduğunu vurgulayarak,
insanlığın bütünleşmesi düşüncesinin
tohumlarını atan Çağdaş Devlet
Kurucusudur.
Bu durum karşısında Atatürk devrim ve
ilkelerinin, toplumsal sorunlarımızın
çözümlenmesinde ışık tutucu niteliğe ve
yaratıcı güce sahip olduğuna inananlar,
"Atatürkçü Düşünce Derneği"ni kurarak,
O'nun devrim ve ilkelerinin gelecekte de
egemen olmasına katkıda bulunma ve
onlara bekçilik yapma zorunluluğunu
duymuşlardır.
" Kurucular Kurulu - 19 Mayıs 1989 "
|